Section title

Susmanın Kenarında… Işığın Ortasında…

 

Bir ışık yanıyor ortasında zamanın

Rembrand’dan kalma bir eski resim bu deniz

Şimdi bütün güzellikler köhne ve yalan sensiz

Çaresiz otlar gibi üzerinde dünyanın

İşte en uzak olduğumuz yerlerde seninleyiz

Rembrand’dan kalma bir eski resim bu deniz

Ümit Yaşar Oğuzcan

 

Merkezinde bütün varoluşuyla insanın yer aldığı yaşamın, resimsel ama her türlü tumturaktan uzak sade duygulanmaların ressamıdır, Deniz Bayav. Buruşturulmuş fotoğrafların içinde gözün gördüğü, aklın reddetmediği tecrübelerin, yıpranmış ihtirasların, biriktirilen hüzünlerin, adına hayat dediğimiz bu önlenemez akış karşısında bazen doğaya sığınan bazen şehir silüetleri ardında kendine yol bulmaya çalışan ‘birey’in hikâyesidir, onun resimleri. Bayav’ın insanları, bütün tecrübelerini bir bakışta, bir yorgunlukta, bir dalgınlıkta, bir teslimiyet anında, ‘kendini tekrarlamanın utancında’ yeniden yaşar gibidir. Kent yorgunu bu insanlar, zamanı geçmiş, an, gelecek diye parçalamadan sonsuz ve sınırsız bir sadelikle dalgınlıklarına, bakışlarına, hüzünlerine teslim ederler… Belki de unutarak…

 

“İnsanın doğasını anlatmanın en iyi yolu büyük dramatik resim kurguları yaratmak bu kurgulara sembolik göndermeler eklemek değil, geçmişi, hüzünleri, kentteki-kırdaki halleri, sığınakları, mutlulukları, dalgınlıkları, hırsları ile özne’yi tanımaktan geçer” diyen sanatçı bir fotoğraf karesinin bazen bütün bir insan hikâyesi anlattığını düşünür. Sanatçının renk ve biçim dünyasındaki bu sadelik, derinlik ruhunun serginin diğer parçası olan baskı resimlerdeki nesnelere de sirayet ettiğini, ruhu olan nesnelerin baskıları biçimlendirdiğini; portrelerin ruh halini tamamlayan hüzne, sadeliğe, kaçma arzusuna paydaş olduğunu hissederseniz.

 

‘Ne’ anlattığı kadar ‘nasıl’ anlattığı üzerine de düşünen sanatçı yalnızca fon olarak görmediği tuval yüzeyiyle oynamayı sever. Resimlerden bazılarını buruşturduğu mukavva, kimini papermache kimini kendi oluşturduğu özel yüzeyler üzerine yapan Bayav, önceki seride yırtık ya da buruşturulmuş fotoğraflarla yüzeyin tekdüzeliğini kırarken bu sergideki resimlerini iki ayrı katmana ayırarak benzer bir kurmacayı dener. Elips ışıklı formlarla yeni bir anlam ve kurmaca katmanı kazandırdığı resimlerinde ışıklı formlar, ‘özne’nin biricikliğini, kutsiyetini vurgularken tarihsel arka planı ve anlamı olan ‘mandorla’ ve ‘hale’ye yapılan imgesel göndermeler biçiminde düşünülebilir. Sergideki kurmacanın çoğalan ve derinleşen anlam katmanları resimlerdeki ışıklar kadar sergiye resim birikimiyle gelen izleyicinin, figür ve mekânlara getirdiği aydınlıkla artacak…

 
Haluk Öner